Dersim’in Hozat ilçesinde bulunan Ergan Surp Garabed Manastırı; bin yılı aşkın duvarları, taş işçiliği ve mimarisiyle bölgenin en önemli kültürel miraslarından biri. Tarihi yapı, bugün bakımsızlık ve kaçak kazılar nedeniyle ağır tahribat altında. Manastırın restore edilmesini isteyen Garo Olgar Boyacıyan, “Kutsal mekanlarımız ayağa kalksın, insanlar gelsin burada kendi ibadetlerini yapsın” dedi.

Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Geçimli köyündeki Ergan Surp Garabed Manastırı, Dersim’in çok katmanlı tarihine tanıklık etmeyi sürdürüyor. Tarihsel belgeler ve yerel hafıza; yapıyı Ergan, Yergan, Yergayn ve Erkayn-Enkuzik gibi isimlerle kaydediyor. Halk arasında Surp Garabed, Asdvadzamayr Manastırı ve Garmirvank olarak da bilinen alan, Houshamadyan kayıtlarında Surp Harutyun Kilisesi ile birlikte iki ayrı dini merkezden biri. Kültür Envanteri verileri de yapıyı Ergan Surp Garabed Manastırı ismiyle tescilliyor.
1051 yıllık miras
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi’nde yer alan araştırma, yapıyı Ermeni dönemine ait 424/975 tarihli bazilikal bir kilise olarak tanımlıyor. Taş işçiliği ve plastik süslemeleriyle öne çıkan manastırın tarihlendirmesinde kaynaklar ikiye ayrılıyor: Yapı üzerindeki kitabe 975 yılını gösterirken, sonraki el yazmaları farklı dönemlere işaret ediyor. Avrupa Türk Çalışmaları Dergisi’ndeki inceleme ise Ermeni Apostolik manastırı Erkayn-Enkuzik’in 975’te inşa edildiğini ve 1435 sonrasında kapsamlı bir onarım geçirdiğini kaydediyor.

Yazılı kültürün ve el yazmalarının merkeziydi
Houshamadyan arşivleri, Surp Garabed’in geçmişte neredeyse bir katedral büyüklüğünde olduğunu gösteriyor. Köydeki tarihsel Ermeni nüfusuna da ışık tutan kayıtlar, manastırın sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda bölgenin en önemli el yazması üretim merkezlerinden biri olduğunu belgeliyor.
Doğal yıpranma ve insan eliyle gelen tahribat
Yüzyıllar içinde geçirdiği müdahalelere rağmen manastırdan günümüze güçlü duvarlar, giriş bölümleri ve nitelikli taş süslemeleri ulaştı. Ancak yapı bugün doğa koşullarının yanı sıra ilgisizlik ve kaçak kazıların yol açtığı yıkımla karşı karşıya.
“Kutsal mekanlarımız ayağa kalksın”
Ergan Surp Garabed Manastırı’nı ziyaret eden Ermeni yurttaş Garo Olgar Boyacıyan ile tarihi kalıntılar arasında konuştuk. 1400 yıllık bir mirasın ortasında durduklarını belirten Boyacıyan, duygularını ve çağrısını şu sözlerle dile getirdi:
“Burası Hozat’a bağlı Ergan Köyü’nün, halk deyimiyle Ergan Kilisesi, bizim deyimimizle Surp Garabed Manastırı. Bu yapı 1400 yıldır burada, ayakta. 1400 yıllık olan bu kilisemiz onarılmalı, devletimiz destek vermeli. Hem inanç olarak hem de turizm açısından çok büyük bir ilgi görür. Çünkü burası çok çok eski bir kilise. Devletimizden şunu istiyorum; önem versin böyle yerlere. Bu kutsal mekanlarımız ayağa kalksın. İnsanlar gelsin burada kendi ibadetlerini yapsınlar, kendi Türkiye’mizde özgürce ibadet etsinler ve restore edilsin. Çok arzuladığım şey bu, bunu devletimden rica ediyorum.
“Alevilerle biz bir kuşun iki kanadıyız”
Ben her zaman şunu görmüşümdür, bilmişimdir, yaşamışımdır: Biz Alevi kardeşlerimizle canız. Şöyle düşünün; bir kuş tek kanatlı olursa uçamaz. Biz Alevilerle bir kuşun iki kanadıyız ve birlikte uçuyoruz. Biz bir ağacın iki dalıyız. Alevilerin dini kendilerine, bizim dinimiz kendimize. Onların inançları kendilerine, bizim inançlarımız bize. Ama biz aynı kültürdeyiz, aynı kültürde yoğrulmuşuz ve bundan da çok memnunuz. Aleviler benim sülalemdir, her zaman başımın tacıdır, kardeşimdir. Biz musayip olmuşuz, kardeş olmuşuz.
Ermenistan’da bir dayımızın babası buradan gitmiş 1915’te. Her Dersim’i andıkça, her Dersim’in lafı geçtikçe ağlarmış. Çocuklarına ‘Ben ölürüm, belki ben Dersim’e gidemem ama siz mutlaka gidin bizim topraklara’ diye vasiyette bulunmuş. Şu anda bana bunu anlatan kişi de 95 yaşında, o da gelemedi maalesef. Oğlu bana şunu söyledi: ‘Sen Dersim’e gidersen bizim gözlerimizle gör, bizim ağzımızla yemek ye, bizim ayaklarımızla yürü, bizim burnumuzla nefes al.’ Ben de buraya geldim, bunu yapıyorum.”
Fatma Temel/Gazete Perperik





