24’üncü Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında düzenlenen ekoloji panelinde konuşmacılar, Dersim’de artan ekolojik tahribatın çevresel olduğu kadar toplumsal sonuçlar da doğurduğunu belirterek, doğa ve yaşam alanlarının savunulması gerektiğini vurguladı.
24’üncü Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin üçüncü gününde, “Ekolojik Yıkım Kıskacında Dersim Doğası” başlıklı panel düzenlendi. Sanat Sokağı’nda gerçekleştirilen panelde, madencilik faaliyetlerinden su politikalarına, iklim krizinden göçe kadar pek çok başlık ele alındı. Konuşmacılar, Dersim’deki ekolojik tahribatın yalnızca çevresel değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti.
Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Cesur’un moderatörlüğünü yaptığı panele Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül, Yeni Parti İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu ve DEM Parti Ekoloji Meclisi üyesi Agit Özdemir konuşmacı olarak katıldı.

“Ekolojik yıkım göçü derinleştiriyor”
Panelin ilk konuşmasını yapan Hatun Esen, son yıllarda çıkarılan yasal düzenlemelerin şirketlerin doğa üzerindeki faaliyetlerini kolaylaştırdığını savundu. Ekoloji mücadelesinin yalnızca çevreyi değil yaşamın bütününü ilgilendirdiğini belirten Esen, Dersim’in uzun yıllardır farklı politikalarla insansızlaştırılmaya çalışıldığını söyledi.
1990’lı yıllarda güvenlik politikaları gerekçesiyle köylerin boşaltıldığını hatırlatan Esen, bugün benzer sonuçların madencilik ve enerji projeleriyle ortaya çıktığını ifade etti. Şirketlere sağlanan imkanlar yerine üretim yapan yurttaşların desteklenmesi gerektiğini dile getiren Esen, yeni bir göç dalgasının Dersim’e ağır sonuçlar yaşatacağını belirtti.
Munzur Gözeleri’nde yapılan düzenlemeleri de eleştiren Esen, bölgedeki doğal ve kültürel değerlere yönelik müdahalelere karşı mücadele ettikleri için zaman zaman hedef gösterildiklerini söyledi.

“Doğayla uyumlu yaşam yeniden düşünülmeli”
TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül ise iklim krizinin artık yalnızca belirli bölgelerin değil tüm dünyanın ortak sorunu haline geldiğini belirtti. Kapitalist üretim modeli ve neoliberal politikaların ekolojik krizleri derinleştirdiğini ifade eden Gül, birçok ülkede ağır tahribat yaşandıktan sonra doğayı yeniden onarmaya yönelik çalışmalar yürütüldüğünü hatırlattı.
Dersim’in halen önemli ölçüde korunabilmiş nadir coğrafyalardan biri olduğuna dikkat çeken Gül, Munzur Vadisi’nde bin 600’ün üzerinde fauna türünün bulunduğunu belirterek madencilik faaliyetlerinin endemik türler açısından ciddi risk oluşturduğunu söyledi.
Doğayı korumanın tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Gül, köylere dönüşlerin arttığına işaret ederek, bu süreçte doğayla uyumlu üretim ve yaşam modellerinin de birlikte tartışılması gerektiğini ifade etti.

“Doğa rant değil yaşam alanıdır”
Yeni Parti İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu da konuşmasında Dersim’in yalnızca doğal zenginlikleriyle değil, kültürel hafızasıyla da korunması gereken bir bölge olduğunu söyledi.
Hel Dağı başta olmak üzere birçok bölgede yurttaşların doğalarını korumak için mücadele verdiğini belirten Rızvanoğlu, hayata geçirilmek istenen projelerin yalnızca ağaçları değil, insanların yaşam alanlarını da tehdit ettiğini dile getirdi.
Yanlış kamu politikalarının insanları yaşadıkları topraklardan kopardığını ifade eden Rızvanoğlu, bunun sıradan bir göç değil “çevre sürgünü” anlamına geldiğini söyledi. İktidarın doğaya ekonomik kaynak gözüyle baktığını savunan Rızvanoğlu, yerelde yürütülen çevre mücadelesini Meclis gündemine taşımayı sürdüreceklerini kaydetti.

“Su hakkı aynı zamanda yaşam hakkıdır”
Panelin son konuşmasını yapan DEM Parti Ekoloji Meclisi üyesi Agit Özdemir ise suyun giderek siyasal ve ekonomik bir araç haline getirildiğini belirtti.
Önümüzdeki yıllarda su krizinin daha da derinleşeceğini ifade eden Özdemir, Fırat-Dicle Havzası’nın bu açıdan kritik bir bölgede bulunduğunu söyledi. GAP kapsamında hayata geçirilen baraj ve hidroelektrik santrallerinin vaat edilen kalkınmayı sağlamadığını dile getiren Özdemir, birçok projenin tarihsel hafızayı ve yaşam alanlarını ortadan kaldırdığını savundu.
Dersim’e yönelik uygulamaların geçmişten bugüne farklı gerekçelerle sürdürüldüğünü söyleyen Özdemir, 1938’de “isyan”, 1990’lı yıllarda “güvenlik”, bugün ise “kalkınma” söylemiyle bölgenin çeşitli projelere açıldığını ifade etti.
HABER MERKEZİ





