“Kar Tanesi”, hafızanın ve insanın romanı

Yazar Metin Aktaş, yeni romanı Kar Tanesinin ardındaki hikâyeyi anlattı. Seyit Rıza’nın yaşamından romanın adına uzanan süreci paylaşan Aktaş, Dersim’in toplumsal hafızasının edebiyattaki izlerini değerlendirirken, Muhbir romanı üzerine de aktarımda bulundu. 

Yazar Metin Aktaş, yeni romanı Kar Tanesi’nin ardındaki hikâyeyi ve Dersim’in toplumsal hafızasının edebiyattaki izlerini Gazete Perperik’e anlattı. Seyit Rıza’nın yaşamından eserine isim veren detaylara kadar pek çok noktaya değinen Aktaş, söyleşide son kitabı Muhbir üzerine de değerlendirmelerde bulundu.

Bazı hikâyeler yıllarca anlatılmaz; yalnızca kulaktan kulağa taşınır. Aradan geçen zamana rağmen belleklerde yaşamayı sürdürür ve bir gün edebiyatın diliyle yeniden hayat bulur.

Dersim’in yakın tarihine dair anlatılar da çoğu zaman tanıklıkların hafızasında, sözlü kültürde ve edebiyatta varlığını koruyor. Metin Aktaş’ın Dara Yayınları etiketiyle raflarda yerini alan yeni romanı Kar Tanesi, 1937-38 Dersim Katliamı’nı insan hikâyeleri üzerinden ele alırken, tanıklıklardan beslenen anlatısıyla okuru geçmişin izini sürmeye davet ediyor.

Söyleşide son romanı Muhbir’e kısaca değinen Aktaş, ağırlıklı olarak Kar Tanesi’nin ortaya çıkış sürecini aktardı. Eserin mutfağında sözlü anlatıların ve toplumsal hafızanın büyük yer tuttuğunu vurgulayan yazar, romanın yalnızca tarihsel olayları değil, insanın yaşama tutunma mücadelesini de odağına aldığını söyledi.

Seyit Rıza’nın İzinden “Kar Tanesi”ne

Metin Aktaş, Kar Tanesi’nin merkezinde yalnızca tarihsel kesitlerin değil, o dönemi birebir yaşayan insanların bulunduğunun altını çizdi. Seyit Rıza’nın yaşamı etrafında şekillenen romanın farklı karakterler ve onların yaşanmışlıklarıyla genişlediğini belirten Aktaş, temel amacının dönemi anlatmanın ötesinde o dönemin insanını görünür kılmak olduğunu ifade etti.

Söyleşide romanın adına ilişkin dikkat çekici bir ayrıntıyı da paylaşan Aktaş, “Kar Tanesi” isminin Seyit Rıza’nın çok sevdiği bir kadına hitabından doğduğunu ve esere adını verirken bu duygusal anlatıdan ilham aldığını dile getirdi.

“Tarihi Anlatırken İnsanı Unutmamak Gerekir”

Eseri yalnızca tarihsel bir roman olarak görmediğini belirten yazar; 1937-38 Dersim’ini anlatırken aynı zamanda dostluğun, ihanetin, aşkın, direnişin ve insanın hayata tutunma gayretinin de görünür kılındığını vurguladı.

Bu nedenle romanda bireylerin iç dünyaları, ilişkileri ve duyguları anlatının temel taşlarından birini oluşturuyor. Aktaş, Seyit Rıza’yı da yalnızca tarihsel kimliğiyle değil, gündelik yaşamı ve yakın çevresiyle birlikte ele aldığını kaydetti.

Sözlü Anlatılardan Romana

Kar Tanesi’nin uzun yıllara yayılan tanıklıkların ve sözlü anlatıların izini taşıdığını söyleyen Aktaş; çocukluğundan bu yana dinlediği anlatıların, yaptığı araştırmaların ve Dersim’e ilişkin biriken hafızanın kurguya yön verdiğini ifade etti. Yazar, edebiyatın sözlü kültürde yaşayan birikimi gelecek kuşaklara taşıyan en güçlü araçlardan biri olduğuna dikkat çekti.

Eserin yalnızca geçmişe bakmadığını belirten Aktaş, yaşanan acıları, umutları ve var olma mücadelelerini görünür kılmanın edebiyatın temel sorumlulukları arasında yer aldığını söyledi.

Geçmişin İzleri Bugünün Sorularını da Taşıyor

Metin Aktaş’ın anlatımında Kar Tanesi, yalnızca geriye dönüp bakan bir anlatı olarak kalmıyor. Söyleşi boyunca, tarihsel kırılmaların etkisinin yaşandıkları dönemle sınırlı kalmadığını vurgulayan yazar, toplumsal hafızanın bugünü anlamada da kritik bir yere sahip olduğunu hatırlattı.

Merkeze insanı yerleştirdiğini belirten Aktaş, acıları yalnızca tarihsel birer olay gibi ele almanın eksik kalacağını savundu. Ona göre bir toplumun hafızasını oluşturan asıl unsur; büyük olayların ötesinde, o süreçlerin insanların yaşamlarında bıraktığı derin izler ve kuşaktan kuşağa aktarılan tanıklıklar.

Bu yönüyle Kar Tanesi, okuru bugünü de yeniden düşünmeye davet eden bir nitelik taşıyor. Aktaş, satır aralarında geçmişle bugün arasında kurulan bağın, okurun kendi iç sorgulamasını yapmasına alan açtığını ifade etti.

“Muhbir”: Vicdanın ve Yüzleşmenin Romanı

Söyleşinin son bölümünde yine Dara Yayınları’ndan çıkan yeni romanı Muhbir üzerine de konuşan Metin Aktaş, kitabın yakın dönemin toplumsal atmosferinden beslendiğini aktardı. Muhbirlik olgusunun son yıllarda farklı biçimlerde yaygınlaştığına dikkat çeken Aktaş, odağa bu sürecin ortasında kalan bir bireyin hikâyesini yerleştirdiğini belirtti.

Bir insanın bu sürece nasıl sürüklendiğini ve bunun yalnızca toplumsal değil bireysel yıkımlara da yol açtığını ifade eden Aktaş, romanın esas meselesinin vicdanla yüzleşme olduğunu şu sözlerle özetledi:

“Muhbir, bir muhbirin gözüyle bugün de dâhil yakın geçmişte bu coğrafyada yaşanmış gayriinsani acıları; aynı zamanda bir insanın bu noktaya nasıl getirildiğini ve sonrasında yaşadığı vicdani hesaplaşmayı anlatıyor.”

Anlatının İstanbul’da başlayıp Dersim’de noktalandığını belirten Aktaş, Muhbir’in yalnızca politik bir metin olmadığını, insan psikolojisini merkeze alan güçlü bir kurguya sahip olduğunu söyledi.

Zorla muhbirleştirilen bir insanın yaşadığı iç çatışmanın romanın temel eksenini oluşturduğunu vurgulayan yazar, okurlara özellikle bu eseri okumaları tavsiyesinde bulundu.

Metin Aktaş Kimdir?

Metin Aktaş (1956, Ovacık, Dersim)

Köyünde okul olmadığı için ilkokulu Ovacık’a bağlı Adaköy’de tamamladı. Daha sonra altı yıllık Tunceli Yatılı Lisesi’ni kazandı ve Tunceli Lisesi’nde eğitime başladı. Oradan Hakkâri Yatılı Lisesi’ne sürüldü. Hakkâri’de okurken, Hakkâri Halkın Sesi gazetesine yazılar yazdı. Daha sonra bu yazılarından dolayı İzmir Urla Lisesi’ne sürülünce, liseyi bitirmeden eğitim hayatını sonlandırdı. İlk romanını 1986 yılında yazdı. Yazdığı romanlar yüzünden onlarca kez gözaltına alındı. 1994 yılında yaşadığı evi ve köyü yakılıp boşaltılınca Elazığ’a yerleşti. 2006 yılında Harput’taki Hayalet adlı romanı yayımlandıktan sonra evi ve işlettiği bakkal yakıldı.

Yazarın bugüne kadar yayımlanmış 25 romanı bulunmaktadır. Cennetin Ölümü adlı romanıyla 2003 TUDEM Edebiyat Ödülleri’nde roman dalında mansiyon ödülü almıştır.

Yayımlanmış Romanları: Munzur Efsanesi, Gerçek ve İşkence, Hamal Dersimli Bektaşi, Acı Fırat Asi Fırat, Sürgün, Cennetin Ölümü, Nişancı, Dicle, Harput’taki Hayalet, Cefr, Son Derviş, Rüzgâr Ateş Gibi Yakıyordu, Avesta, Yezda, Uzun Yaz, Gelincik Tarlası, Bozkır Gülü, Burseya Dağı, Dilsiz, Sessizlik Kulesi, Vasıl, Zer, Çürüme, Kar Tanesi, Muhbir.

Beyhan Sezgin/Gazete Perperik

Benzer Yazılarımız

F X T B in B @