Dersimli akademisyen ve yazar Dr. Hüseyin Çağlayan, Zazaca/Kırmanckî geleceğinin yalnızca devlet politikalarına değil, toplumun kendi diline sahip çıkmasına bağlı olduğunu söyledi. Shakespeare’i Zazaca’ya kazandıran ve Dersim 1938’i konu alan romanlar kaleme alan Çağlayan, “Çocuklarımızla ana dilimizde konuşursak Zazaca yaşayacaktır” dedi.
UNESCO tarafından tehlike altındaki diller arasında gösterilen Zazaca/Kırmanckî, bugün hem akademik çevrelerde hem de anadil mücadelesi yürüten kesimlerde en çok tartışılan konular arasında yer alıyor. Bir yandan Zazaca/Kırmanckî üzerine kitaplar yayımlanıyor, üniversitelerde dersler veriliyor ve yeni kuşak yazarlar yetişiyor; diğer yandan aile içinde anadilin giderek daha az kullanılması dilin geleceğine ilişkin kaygıları artırıyor.
Gazete Perperik olarak bu kez Zazaca/Kırmanckî’nin bugünkü durumunu, karşı karşıya olduğu sorunları ve geleceğini; Munzur Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Dr. Öğretim Üyesi, yazar ve çevirmen Hüseyin Çağlayan ile konuştuk.
Akademisyen, yazar ve çevirmen kimliğiyle dile katkı sunuyor
Akademik çalışmalarını Munzur Üniversitesi’nde sürdüren Dr. Hüseyin Çağlayan, uzun yıllardır Zazaca/Kırmanckî dili, edebiyatı ve kültürü üzerine araştırmalar yürütüyor. Üniversitede Zaza Dili ve Edebiyatı alanında da ders veren Çağlayan, akademik çalışmalarının yanı sıra Zazaca/Kırmanckî edebiyatına yaptığı katkılarla da tanınıyor.
Çağlayan’ın eserleri arasında Dersim 1938 sonrasında sürgüne gönderilen bir ailenin yaşadıklarını konu alan yaklaşık 550 sayfalık “Pet û Pelgî” adlı roman bulunuyor. Yakın zamanda William Shakespeare’in dünya edebiyatının klasiklerinden “Romeo ve Juliet” adlı eserini Zazaca/Kırmanckî’ye çeviren Çağlayan, ayrıca “Ali o Qiz” adlı öykü kitabını da okurlarla buluşturdu. Ona göre bir dilin yaşaması yalnızca konuşulmasına değil, yazılı edebiyatının gelişmesine de bağlı.
“Zazaca hâlâ yaşayan bir dil”
Çağlayan, Zazacanın zor bir dönemden geçtiğini kabul etmekle birlikte, tamamen yok olma noktasında olduğunu söylemenin doğru olmayacağını belirtiyor.
Bugün Zazaca kitapların yayımlandığını, sözlüklerin hazırlandığını ve yeni eserlerin kaleme alındığını hatırlatan Çağlayan, dilin hem sözlü hem de yazılı olarak yaşamını sürdürdüğünü ifade ediyor.
Ancak bu üretimin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Çağlayan’a göre, çocukların küçük yaşlardan itibaren ana diliyle büyümesi gerekiyor.
“Kreşler açılır, okullarda ana dil desteklenir ve aileler çocuklarıyla Zazaca konuşmayı sürdürürse bu dilin geleceği olabilir.”
Üniversitelerde var, ancak daha fazla sahiplenilmeli
Munzur Üniversitesi’nde yürütülen Zaza Dili ve Edebiyatı çalışmalarının önemli bir birikim oluşturduğunu söyleyen Çağlayan, buna rağmen bölümün toplum tarafından yeterince sahiplenilmediğini düşünüyor.
Dil üzerine yürütülen tartışmaların zaman zaman Zazacanın gelişimini olumsuz etkilediğini ifade eden Çağlayan, farklı görüşlerden bağımsız olarak ortak bir zeminde buluşulması gerektiğini belirtiyor. Ona göre esas mesele, dilin özgürce gelişebileceği koşulların oluşturulması.
“Dil önce evde yaşar”
Çağlayan, dilin geleceğinde en belirleyici unsurun aileler olduğunu söylüyor.
Çocukların okul öncesi dönemde ana dilleriyle büyümesinin doğal ve önemli olduğuna dikkat çeken Çağlayan, birçok ailenin çocuklarının İngilizce öğrenmesini önemserken ana dili ikinci plana attığını belirtiyor.
Oysa bilimsel çalışmaların iki ya da daha fazla dille büyümenin çocukların gelişimini olumsuz etkilemediğini gösterdiğini ifade eden Çağlayan, ailelere çocuklarıyla ana diliyle konuşmaları çağrısında bulunuyor.
Edebiyat da dili yaşatmanın yollarından biri
Çağlayan, Shakespeare’in Romeo ve Juliet eserini Zazacaya çevirirken zaman zaman karşılık üretme konusunda zorluklar yaşansa da Zazacanın güçlü bir edebiyat dili olduğunu söylüyor.
Her dilin zaman içinde başka dillerden kelimeler aldığını belirten Çağlayan, bunun Zazacanın edebi üretim yapmasına engel olmadığını ifade ediyor.
Dersim 1938’i konu alan “Pet û Pelgî” romanında ise sürgüne gönderilen bir ailenin yaşadıklarını anlattığını belirten Çağlayan, romanın yalnızca bir aile hikâyesi değil, aynı zamanda Dersim’in toplumsal belleğine dair edebi bir tanıklık olduğunu dile getiriyor.
“Bir dil giderse onunla birlikte bir kültür de gider”
Söyleşinin sonunda Zazaca/Kırmanckî’ye ilişkin en önemli çağrısını yineleyen Hüseyin Çağlayan, anadilin yalnızca iletişim kurmanın bir aracı olmadığını vurguluyor.
“Dil; bir halkın tarihini, inancını, doğayla kurduğu ilişkiyi, yaşam biçimini ve hafızasını taşır. Bir dil kaybolduğunda bunların önemli bir kısmı da yok olur.”
Bu nedenle çocuklarla anadilde konuşmanın yalnızca dilin değil, kültürel belleğin de geleceğine yapılacak en büyük yatırım olduğunu söyleyen Çağlayan, Zazaca/Kırmanckî’nin yaşamasının ancak toplumun kendi diline sahip çıkmasıyla mümkün olacağını ifade ediyor.
Beritan AVCI/Gazete Perperik





