1990’larda Dersim: Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar

Selman Yeşilgöz’ün kaleme aldığı, DAM Yayınları tarafından yayımlanan 1990’larda Dersim: Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar kitabında, 1990’lı yıllarda Dersim’de yaşanan hak ihlallerine ilişkin belge, rapor, mahkeme kararları, tanıklıklar ve fotoğraflara yer veriliyor. Selman Yeşilgöz, kitabın hazırlık sürecini, arşiv çalışmasını ve 1990’lı yılların toplumsal hafızasını değerlendirdi.

Bazıları bir daha evine dönemedi. Bazılarının dosyası kapatıldı. Bazılarının adı resmi kayıtlara bile geçmedi. Bazılarından ise bir daha haber alınamadı. 1990’lı yıllarda Dersim’de yaşanan köy boşaltmaları, zorunlu göç, gözaltında kayıplar, faili meçhul cinayetler ve hak ihlalleri, yalnızca tanıkların hafızasında değil; mahkeme dosyalarında, insan hakları raporlarında, gazete kupürlerinde ve yıllar boyunca özenle saklanan belgelerde de iz bıraktı.

Aradan otuz yılı aşkın bir süre geçti. Bugün o izler, DAM Yayınları tarafından yayımlanan “1990’larda Dersim: Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar” adlı kitapta yeniden bir araya geldi. Yaklaşık iki yıllık bir araştırmanın ürünü olan çalışma; resmi belgeler, mahkeme kararları, TBMM raporları, insan hakları örgütlerinin hazırladığı incelemeler, tanıklıklar, gazete kupürleri ve döneme ait fotoğraflar aracılığıyla 1990’lı yılların Dersim’ine kapsamlı bir hafıza kaydı sundu.

Kitabın ilk sayfalarında ise yazarın ithaf metni yer alıyor. Selman Yeşilgöz, çalışmasını 25 Eylül 1994’te Vartinik Köyü Mirik Mezrası’nda katledilen Işık ve Şirin ailelerinden üç yaşındaki Dilek Işık’a; 1937-38’den günümüze kadar sürgün edilen, zorla göç ettirilen, yaşamını sürgünde yitiren ve cenazeleri doğdukları topraklara getirilemeyen Dersimlilere ithaf ediyor. Bu ithaf, kitabın yalnızca belgeleri bir araya getiren bir çalışma olmadığını, aynı zamanda yaşanan acıların unutulmaması amacıyla kaleme alındığını da ortaya koyuyor.

“Bu kitap, yaşananların sadece anlatılabilen kısmıdır.”

Gazete Perperik’e konuşan kitabın yazarı Selman Yeşilgöz, çalışmanın ortaya çıkış hikâyesini, Dersimlilerin 1990’lı yılları neden “İkinci 38” olarak tanımladığını ve bu dönemi belgeleriyle kayıt altına almayı neden tarihsel bir sorumluluk olarak gördüğünü anlattı.

Kitabın çıkış noktasının, Dersim’in yakın tarihine kalıcı bir belge bırakma düşüncesi olduğunu söyleyen Selman Yeşilgöz, çalışmayı hazırlarken en büyük motivasyonunun 1937-38’e ilişkin arşiv eksikliği olduğunu anlattı. Dersimlilerin 1990’lı yıllarda yaşanan köy boşaltmaları ve zorunlu göç sürecini “İkinci 38” olarak adlandırdığını hatırlatan Yeşilgöz, aynı dönemin geleceğe yalnızca sözlü anlatımlarla bırakılmasının büyük bir eksiklik olacağını düşündüğünü söyledi.

“Hep şunu derdik; 1937-38’de Dersim kapalı bir kutuydu. Geleceğe yeterli bir arşiv bırakılmadığını kendi aramızda konuşuyorduk. Eğer bugün 1937-38 için yeterli belge bırakılmadığından yakınıyorsak ve Dersimliler 1990’lı yılları ‘İkinci 38’ olarak tanımlıyorsa, o dönemin de belgelenmesi gerektiğini düşündüm.”

1937-38 üzerine yıllar içinde önemli araştırmalar yayımlandığını, ancak uzun süre bu dönemin yeterince kayıt altına alınamadığını belirten Yeşilgöz, 1990’lı yılların da benzer bir sessizliğe gömülmemesi gerektiğini ifade etti.

“Ben de o dönemin bir tanığı ve mağduruydum. Bu süreci yazmamanın bir eksiklik olduğunu düşündüm. Belki geç kaldım ama en azından bu dönemi ele alan bir eserle geleceğe bir arşiv ve dokümantasyon bırakabildiysem, bu benim için önemli.”

Yeşilgöz, kitabın yalnızca geçmişi anlatmak için hazırlanmadığını, aynı zamanda geleceğe bırakılmış bir hafıza kaydı olduğunu vurgulayarak, resmi belgeler, tanıklıklar ve dönemin kayıtlarını bir araya getirmenin, yaşananların unutulmaması kadar tarihsel gerçekliğin korunması açısından da önemli olduğunu söyledi.

“Bu kitap binlerce insanın tanıklığıdır”

Selman Yeşilgöz, kitabın kişisel bir araştırma ya da yalnızca kendi kaleminden çıkan bir çalışma olarak görülmemesi gerektiğini belirterek “1990’larda Dersim: Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar, köyleri boşaltılanların, zorunlu göçe maruz bırakılanların, yakınlarını kaybedenlerin, yıllarca adalet arayan ailelerin ve hakikatin peşinden gidenlerin ortak emeğinin ürünüdür” dedi.

Yeşilgöz, kendisini bu hikâyenin yazarı değil, yıllar boyunca farklı kişi ve kurumlar tarafından üretilen belge, rapor ve tanıklıkları bir araya getiren kişi olarak tanımlıyor. Kitabın girişinde yer verdiği ifadeler de bu yaklaşımı özetliyor:

“Bu kitabı gerçek anlamda tek bir kalem yazmadı. Bu kitabı binlerce el yazdı; on binlerce yaşanmışlık yazdı. Köy boşaltmalarına tanıklık edip gözaltına alınan muhtarlar yazdı. Kaybedilenlerin anneleri yazdı. Uzak mahkemelere koşan avukatlar yazdı. Soğukta yürüyen heyetler, Avrupa’ya ulaşmaya çalışan dilekçeler, bir daha açılmayan kapılar yazdı. Göçe zorlanan, barınaklara sıkışan, yollarda kaybolan insanlar yazdı.”

Bu nedenle kitap, yalnızca yaşanan acıları anlatan bir anlatı değil; aynı zamanda uzun yıllara yayılan toplumsal mücadelenin, hak arayışının ve hafızayı koruma çabasının ortak bir belgesi niteliğini taşıyor. Yeşilgöz’e göre kendisinin yaptığı ise, dağınık halde bulunan bu hafızayı bir araya getirerek geleceğe bırakılacak bir arşive dönüştürmek.

“Eğer bu çalışma, o dönemde bedel ödeyen insanlara karşı küçük de olsa bir vefa borcunu yerine getirebildiyse, bana kalan en büyük ödül budur.”

Resmi belgelerden tanıklıklara uzanan bir hafıza arşivi

Selman Yeşilgöz’ün çalışması, yalnızca kişisel tanıklıklara dayanmıyor. Kitap, 1990’lı yıllarda Dersim’de yaşanan hak ihlallerini resmi belgeler, mahkeme kararları, insan hakları raporları, gazete kupürleri ve dönemin fotoğraflarıyla birlikte ele alarak, yakın tarihe ilişkin kapsamlı bir arşiv ortaya koyuyor.

428 sayfadan ve dokuz bölümden oluşan çalışma; Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği’nin kuruluşundan kapatılma sürecine, 1993-94 yıllarında gerçekleştirilen köy boşaltmalarını belgeleyen sivil heyet raporlarından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınan davalara kadar geniş bir belge bütününü okurla buluşturuyor. Kitapta ayrıca, Dersim Dayanışma Kurulu’nun çalışmaları, toplatılan Dersim Dergisinin yayın serüveni, dönemin basınında yer alan haberler, Munzur Su Projesi’ne ilişkin belgeler ve Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin ortaya çıkış sürecine ilişkin arşiv kayıtları da yer alıyor.

Yeşilgöz, yaşananların yalnızca anlatılarla değil, belgelerle de kayıt altına alınmasının önemine dikkat çekerek, kitabın temel amacının geçmişi yeniden hatırlatmak kadar, geleceğe güvenilir bir başvuru kaynağı bırakmak olduğunu söyledi.

“Bu kitapta derneğin devlet yetkilileriyle yaptığı görüşmelerin raporları var. Canlarıyla bedel ödeyen insanların hayat hikâyeleri var. Sesimizi kamuoyuna duyuran Dersim Dergisi’nin yayın serüveni var. Muhtarlarımızla birlikte devlet kurumlarıyla yaptığımız görüşmeler var. Bir taraftan yaşananlara itiraz ettik, diğer taraftan bunları kayıt altına aldık. Bu çalışma, o dönemin devlet politikalarını ve bunlara karşı yürütülen hak arayışını belgeleriyle ortaya koyuyor.”

Kitapta yer alan çok sayıda belge ve görsel, yalnızca yaşanan hak ihlallerini değil; aynı zamanda bu ihlallere karşı yürütülen hukuk mücadelesini, dayanışma ağlarını ve toplumsal örgütlenme çabalarını da görünür kılıyor. Bu yönüyle çalışma, yalnızca geçmişi anlatan bir tarih kitabı değil; Dersim’in yakın dönem toplumsal hafızasını belgeleyen kapsamlı bir arşiv niteliği taşıyor.

Üç yaşındaki Dilek Işık’tan yarım kalan hayatlara uzanan bir ithaf

Kitap, 25 Eylül 1994’te Vartinik Köyü Mirik Mezrası’nda yaşamını yitiren Işık ve Şirin ailelerinden üç yaşındaki Dilek Işık’a ithaf ediliyor. Aynı ithaf metninde, toprağından koparılan, zorla göç ettirilen, sürgünde yaşamını yitiren ve cenazeleri doğdukları topraklara dahi getirilemeyen Dersimliler de anılıyor.

Yeşilgöz, kitabın girişinde bu ithafın yalnızca bir çocuğun anısını yaşatmak için değil, bir dönemin ortak acısını unutturmamak için kaleme alındığını ifade ediyor. Ona göre bu çalışma, yarım kalan hayatların, suskun bırakılan tanıklıkların ve adalet arayışının geleceğe taşınmasına yönelik bir sorumluluğun ürünü.

“Bu kitabı 1937-38’den sonra toprağından sürülen Dersimlilere, 1994’te öldürülen muhtarlarımıza ve köylerimize, Mirik Mezrası’nda katledilen iki aileden üç yaşındaki Dilek Işık’a ithaf ettim. Bu acının unutulmaması, bilinmesi ve hafızanın büyütülmesi gerekiyordu.”

Yeşilgöz, kitabın yalnızca geçmişe dönük bir çalışma olmadığını, aynı zamanda bugüne ve geleceğe bırakılmış bir vicdan çağrısı olduğunu belirterek, belleğin korunmasının adalet arayışının en önemli parçalarından biri olduğunu vurguluyor.

“Biz dilenci değiliz, hesap sormaya geldik”

Kitapta yer alan tanıklıklar arasında, dönemin hafızasına kazınan en çarpıcı sözlerden biri de 1998 yılında Ankara’da gerçekleştirilen Dersim Dayanışma Kurulu (DDK) toplantısında konuşan Rukiye Kankotan’a ait. Köy boşaltmaları ve zorunlu göçün ardından devlet yetkilileriyle yapılan görüşmelerde söz alan Kankotan, yerinden edilen Dersimlilerin yaşadığı onur kırıcı koşulları şu ifadelerle dile getirmiştir:

“Bizi mezarlarımızdan, ziyaretlerimizden koparıp Hozat’a getirdiler, ekmeğe dilendirdiler. Sokak ortasında elimize tutuşturulan bir kilo un, bir kilo şeker ve bir paket çay onurumuza dokunuyor. Biz dilenci değiliz; ne yalvarmaya ne de yardım talep etmeye geldik. Biz Dersimlilere yaraşır bir şekilde hesap sormaya geldik.”

Selman Yeşilgöz, bu sözlerin yalnızca bir konuşma metni olmadığını, 1990’lı yıllarda köyleri boşaltılan ve zorunlu göçe maruz bırakılan binlerce insanın ortak itirazını yansıttığını söylüyor. Ona göre kitap boyunca yer verilen tanıklıklar da bu nedenle yalnızca yaşanan acıları anlatmıyor; aynı zamanda insanların onurlarını, hafızalarını ve hak arama mücadelelerini de kayıt altına alıyor.

Söyleşide, hafızasında en derin iz bırakan tanıklıklardan birinin de köyü yakılırken yaşadıklarını anlatan Emir Ali Karakaya olduğunu dile getiren Yeşilgöz, yıllar geçmesine rağmen bu anlatıların unutulmadığını belirtiyor.

“1994’te köyü yakılırken, yanan evine giren çoban köpeğinin bir daha dışarı çıkmaması üzerine kendisini de ateşe atmaya çalışan Emir Ali Karakaya’nın çığlığıdır bu. Bir köpeğin sahibine, evine gösterdiği vefayı biz de toplumumuza göstermeye çalıştık.”

“Munzur Festivali bir eğlence değil, Dersim’e dönüş çağrısıydı”

Selman Yeşilgöz, kitapta geniş yer ayırdığı başlıklardan birinin de Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin ortaya çıkış süreci olduğunu belirterek, festivalin yalnızca kültürel bir etkinlik olarak değerlendirilmesinin eksik bir yaklaşım olacağını söylüyor. Yeşilgöz’e göre festival, 1993-94 yıllarında yaşanan köy boşaltmaları, zorunlu göç ve olağanüstü hâl uygulamalarının ardından insansızlaşan Dersim’e yeniden hayat vermek amacıyla ortaya çıktı.

“Bizim amacımız festival yapmak değildi. Amacımız, metropollere ve diasporaya dağılmış Dersimlilerin yüzünü yeniden Dersim’e döndürmekti. Dilimize, kültürümüze ve inancımıza sahip çıkmak, ekonomik olarak ayakta kalmaya çalışan esnafı desteklemek ve insanların yeniden bu topraklarla buluşmasını sağlamaktı. Festival bunun için bir araçtı.”

Yeşilgöz, festival fikrinin ilk olarak 1997 yılında “15 Günlük Tatilini Dersim’de Geçir” kampanyasıyla şekillendiğini anlattı. Dönemin tüm engellemelerine rağmen binlerce kişinin Dersim’e geldiğini belirten Yeşilgöz, bunun ilerleyen yıllarda daha kapsamlı bir festivale dönüştüğünü ifade etti.

1999 yılında Dersim Belediyesi ile birlikte ilk Munzur Kültür ve Doğa Festivali için başvuru yaptıklarını ancak etkinliğin başlamasına üç gün kala valilik tarafından yasaklandığını hatırlatan Yeşilgöz, buna rağmen insanların Dersim’e gelmekten vazgeçmediğini söyledi.

“Festival yapılmadı ama binlerce insan yine Dersim’e geldi. Olağanüstü hâlin yarattığı yalnızlık ilk kez bu kadar güçlü biçimde kırıldı. İnsanlar yıllar sonra annelerine, babalarına, kardeşlerine sarıldı. Toprağa ayak basınca otobüslerden inip toprağı öpen insanlar vardı. Bu bizim için yalnızca bir festival değil, büyük bir kavuşmaydı.”

Yeşilgöz’e göre festival, yıllar içinde yalnızca kültürel etkinliklerin düzenlendiği bir organizasyon değil; zorunlu göçle koparılan bağların yeniden kurulmasına, Dersim’in ekonomik ve toplumsal olarak nefes almasına katkı sunan bir dayanışma zemini haline geldi.

“Eleştiriler yapıcı olmalı”

Son günlerde 24. Munzur Kültür ve Doğa Festivali etrafında yürütülen tartışmalara da değinen Yeşilgöz, eleştirilerin festivalin gelişimine katkı sunacak bir zeminde yapılması gerektiğini söyledi.

Festivalin eksiklerinin bulunabileceğini kabul eden Yeşilgöz, bu eksikliklerin ortak hafızaya zarar verecek bir kutuplaşmaya dönüştürülmemesi gerektiğini ifade etti.

“Bugün festival dört dörtlüktür demiyorum. Elbette eksikleri ve yanlışları vardır. Ama bunları gidermenin yolu festivali yıpratmak ya da boykot etmek değil, daha kapsayıcı hale getirmektir. Bu festival, bütün eksiklerine rağmen 27 yıldır Dersim’in dili, kültürü, inancı ve doğası etrafında insanları buluşturan önemli bir ortak değerdir.”

Festival tartışmalarına ilişkin ayrıca bir değerlendirme kaleme alan Yeşilgöz, benzer bir çağrıda bulunarak, eleştirilerin ayrıştırıcı değil yapıcı bir dille yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Festivalin, 1990’lı yılların ağır koşullarında Dersim’i yalnızlıktan çıkarmak ve diasporayla yeniden buluşturmak amacıyla doğduğunu hatırlatan Yeşilgöz, bu tarihsel arka planın göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti.

“Hafızayı geleceğe taşımak için…”

Yaklaşık iki yıllık bir çalışmanın ürünü olan “1990’larda Dersim: Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar”, yalnızca 1990’lı yıllarda yaşanan hak ihlallerini anlatan bir kitap değil; Dersim’in yakın tarihine ilişkin dağınık halde bulunan belge, rapor, tanıklık ve fotoğrafları bir araya getiren kapsamlı bir arşiv niteliğinde.

Köy boşaltmalarından zorunlu göçe, gözaltında kayıplardan hukuk mücadelesine, sivil toplum çalışmalarından Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin ortaya çıkışına kadar uzanan geniş bir dönemi kapsayan eser, resmi kayıtlarla toplumsal hafızayı aynı sayfalarda buluşturuyor.

Selman Yeşilgöz Kimdir?

Selman Yeşilgöz, 1962 yılında Dersim Nazımiye/Kıl Köyü’nde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kıl Köyü, Marçik ve Pülümür Yatılı Bölge Okulu’nda tamamladı. Lise eğitimini Nazımiye’de bitirdi. 12 Eylül 1980 Darbesi’nden sonra İstanbul’a giderek uzun yıllar burada yaşadı. 2016’dan itibaren de yaşamını Dersim’de sürdürmektedir.

1990 yılında kurulan Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. 1994’ten itibaren de derneğin genel başkanlığını üstlendi. 2000 yılında derneğin kapatılmasıyla birlikte 1 yıl hapis cezası, 5 yıl da siyaset yasağı aldı.

1995’te yayın hayatına başlayan Dersim Dergisi’nin imtiyaz sahipliğini ve yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Dersim’e yönelik birçok kültürel ve sosyal projede aktif rol aldı.

1989-1993 yılları arasında Kağıthane Belediyesi’nde çalıştı; bu dönemde sendikal faaliyetlerde bulundu. 1993’te Refah Partili belediye tarafından işten çıkarılınca, işçi sınıfının en uzun soluklu mücadelelerinden biri olan Kağıthane Belediyesi İşçileri Direnişi’nde yer aldı. İstanbul’dan Ankara’ya yürüyen grubun içinde bulunarak Direniş Komitesi’nin sözcülüğünü üstlendi.

2013 yılında kurulan Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM) kurucu üyeliğini, üç dönem başkanlığını ve Dersim Gazetesi Yayın Kurulu Üyeliği yaptı. Yeşilgöz, halen Dersim Araştırmaları Merkezi bünyesinde sosyal ve kültürel çalışmalarına devam etmektedir.

Hasret TEMEL/Gazete Perperik

Benzer Yazılarımız

F X T B in B @