Hüseyin Yaşar SEZGİN | Gazete Perperik
Kuzey Suriye’de, Rojava ve Kobanê hattına dönük saldırılar yalnızca askeri ya da politik bir gelişme değildir. Bu saldırılar, insanlığa karşı işlenmiş suçların faili olan cihatçı yapıların yeniden meşrulaştırılma çabasının sahadaki yansımasıdır. Daha tehlikelisi ise bu meşrulaştırmanın, Türkiye’de özellikle sosyal medya üzerinden, açık bir Kürt düşmanlığı temelinde yürütülüyor olmasıdır.
Bugün Türkiye’de yüzlerce, binlerce sosyal medya paylaşımında HTŞ ve IŞİD benzeri yapılar açıkça aklanmakta, güzellenmekte, hatta “haklı” gösterilmektedir. Bu paylaşımların ortak noktası nettir:
“Kürt’e karşıysa, iyidir.”
Bu zihniyet, yalnızca politik bir körlük değil; ahlaki, vicdani ve insani bir çürümedir.
HTŞ ve IŞİD Gerçeği: İsim Değişir, Zihniyet Değişmez
Hay’at Tahrir el-Şam (HTŞ), geçmişte El-Nusra Cephesi adıyla bilinen, El-Kaide çizgisinden beslenen, selefi-cihatçı bir yapılanmadır. Yıllarca uluslararası alanda terör örgütü olarak tanımlanmış, lider kadroları yaptırım listelerinde yer almıştır. Bugün bazı ülkelerin politik hesaplarla bu statüyü tartışmaya açması, HTŞ’nin ideolojik ve pratik gerçekliğini değiştirmez.
HTŞ’nin başındaki Ahmet el-Şara (Colani), cihatçı geçmişiyle bilinen, IŞİD ve El-Kaide havzasında yetişmiş bir figürdür. Üniforma değiştirmek, kravat takmak, sakal kısaltmak ya da diplomatik dil kullanmak; vahşeti ortadan kaldırmaz.
IŞİD ise bu tablonun en karanlık yüzüdür. Bu örgüt, yalnızca bir “terör örgütü” değil; kadın köleliği, toplu infaz, etnik ve inanç temelli soykırım pratikleriyle anılan bir vahşet örgütüdür. Êzidî kadınların pazarlarda satıldığı, çocukların silah altına alındığı, kentlerin kılıç ve idam sehpalarıyla yönetildiği bir karanlıktır IŞİD.
Kürt’e Düşmanlık, Vahşeti Meşrulaştırıyor
Bugün Türkiye’de bazı çevrelerin HTŞ ve benzeri yapıları savunmasının temel nedeni, ne Suriye halklarının özgürlüğüdür ne de bölgesel barış. Tek motivasyon Kürt düşmanlığıdır.
Bu nedenle sosyal medyada şu cümleleri rahatlıkla görebiliyoruz:
– “Bunlar IŞİD değil, yanlış anlatılıyor.”
– “HTŞ aslında düzen sağlıyor.”
– “Kürtlerle savaşıyorlarsa sorun yok.”
Bu yaklaşım, açıkça şunu söylüyor:
Kürt’e karşı işlenen suçlar meşrudur.
Bu zihniyet, yalnızca Kürt halkını değil, insanlığın ortak vicdanını hedef alır.
Unutulan Katliamlar: IŞİD Türkiye’de de Vurdu
Bu noktada hafızayı tazelemek gerekiyor. IŞİD yalnızca Suriye’de değil, Türkiye’de de onlarca katliamın failidir.
– Suruç Katliamı: 33 genç katledildi.
– Ankara Gar Katliamı: 103 insan yaşamını yitirdi.
– İstanbul Sultanahmet, Atatürk Havalimanı, Reina saldırıları: Onlarca sivil öldürüldü.
– Yalova ve diğer operasyonlar: IŞİD hücreleri, Türkiye’de polisleri ve sivilleri hedef aldı.
Tüm bu saldırılara rağmen, bugün IŞİD çizgisindeki yapıları “iyi” ilan etmek, yalnızca Kürt düşmanlığıyla açıklanabilir.
Rojava: İnsanlığın Direnişi
Rojava’da hedef alınan şey yalnızca bir bölge değildir. Kadınların öncülüğünde kurulan, halkların ve inançların bir arada yaşama iradesidir. IŞİD’e karşı verilen mücadele, yalnızca Kürtlerin değil, tüm insanlığın onur mücadelesi olmuştur.
Bugün HTŞ ve benzeri cihatçı yapılar Rojava’ya saldırırken; hastaneler bombalanmakta, kadınlar kaçırılmakta, siviller infaz edilmektedir. Buna “fetih” diyen anlayış, geçmişte Enfal Katliamında 182 binden fazla Kürdün katledilmesini de kutsamıştır. Bu zihniyet değişmemiştir.
Kürt düşmanlığı üzerinden vahşeti aklamak, insanlık suçuna ortak olmaktır.
HTŞ’yi, IŞİD’i ya da benzeri yapıları savunmak; barışı değil, kanı ve karanlığı savunmaktır.





