Ahlak, Barış, Ödev

Roni PAZARCIK – İki yüzyıl önce, 1804’te bu dünyadan ayrılan Immanuel Kant, felsefe tarihine eleştirel düşüncenin mihenk taşını bıraktı. Königsberg’in dar sokaklarında, hayatı boyunca şehirden ayrılmadan, dakikliğiyle ünlü bir rutin içinde yaşadı. Gezmeden dünyanın bilgisine ulaşılabileceğini savunuyordu; çünkü ona göre dış dünya bize yalnızca ham veri sunar, asıl anlamı zihnimizdeki zaman ve mekân formları ile kategoriler verir.

Bu bakış, üç büyük eleştirisinde zirveye çıkar:

Saf Aklın Eleştirisi’nde, aklın sınırlarını çizerek dogmatik metafiziği sona erdirdi; neler bilebileceğimizi, neler bilemeyeceğimizi netleştirdi.
Pratik Aklın Eleştirisi’nde ise evrensel bir ahlak yasası kurdu: Kategorik imperatif. “Öyle davran ki, senin istencinin maksimi her zaman aynı zamanda genel bir yasama ilkesi olabilsin.” Yani, eylemin yalnızca kişisel çıkar için değil, herkes için evrensel yasa olabilecek bir ilkeye dayanmalı. İnsan, araç değil amaçtır; özgür iradesiyle sorumludur. Ahlak, eğilimlerden değil, ödevden doğar – iyi niyet, tek mutlak iyidir.

Yargı Gücünün Eleştirisi’nde teorik akıl ile pratik akıl arasındaki köprüyü kurdu; doğanın mekanik düzenini insanın özgürlüğüyle uzlaştırdı.

Kant’ın bu ahlak anlayışı, 2025 yılının karanlık tablosunda bir ayna gibi duruyor. Yıl, mücadelelerle dolu geçti; umutla başladı, çelişkilerle bitti. Kürt özgürlük hareketinin barış ve demokratik toplum çağrısına verdiği yanıtlar, tarihi bir süreç başlattı. İmralı’dan yükselen ses, diyalog ve çözüm için kapı araladı; PKK’nin silah yakma kararı onlarca yıllık çatışmaya nokta koyma potansiyeli taşıdı. Bu, Kant’ın pratik aklının evrensel yasasına yakın bir adım: Çatışmayı araç değil, özgür iradeyle barışı amaç edinmek.

Ne var ki, aynı yıl ahlaki çöküşün en acı örnekleri yaşandı. Yenidoğan bebeklerin hayatı, kâr uğruna feda edildi; ihmaller ve kasıtlı gecikmelerle ölümlere yol açan skandallar, insan hayatını araçsallaştırmanın en vahşi haliydi. Kant’ın uyarısı burada yankılanır:

İnsan hiçbir zaman yalnızca araç olamaz; her eylem, evrensel yasa testinden geçmelidir. Benzer şekilde, kadın cinayetlerinin sıradanlaşması, ekolojik yıkımın sermaye adına kurban edilmesi, madde bağımlılığının çocuk yaşlara inmesi, grev yasakları ve emek düşmanı politikalar, hasta tutsaklara yönelik hak ihlalleri… Bunlar, kategorik imperatifi çiğneyen bir toplumun belirtileri: Çıkar, ödevin önüne geçti; sorumluluk, keyfiliğe yenildi.

Sabah programlarında sergilenen aile skandalları, ahlaksızlığın normalleşmesi ise Kant’ın ödev ahlakını tersyüz ediyor: Eylemler, eğilim ve reyting için yapılıyor, evrensel saygı değil.

Bu tablo karşısında mücadele güçleri direndi; yozlaşmaya karşı bayrağı yükseltmekten vazgeçmedi. Kant’ın mirası bize şunu hatırlatır:

Gerçek özgürlük ve barış, pratik aklın evrensel yasasında yatar. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma, bu sorunların çaresi olabilir – çünkü insan onurunu amaç edinir, araçsallaştırmaz.

2025’i geride bırakırken, 2026’ya Kant’ın sorusuyla girelim: Eylemlerimiz, herkes için yasa olabilecek mi? Sayın Abdullah Öcalan’ın ahlaki-politik çağrısı etrafında kenetlenmek, bu soruya evet deme fırsatı. Mücadele, ödevdir; umut, sorumluluktur. Daha adil bir yıl için, pratik aklımızı devreye sokalım.

Benzer Yazılarımız

F X T B in B @