Ağıt-ı Çiçekli Fistan: Roboski

Roni PAZARCIK

Dün gece, karanlığın koynunda bir ferman indi göklerden; vur emriyle katledildi.

34 can, 17’si masum çocuk, küçücük hayallerle yüklü. Ellerinde sadece iki bidon benzin, iki paket şeker – ekmek kavgasının zavallı yükü, yoksulluğun sessiz çığlığı. Sınırın dikenli tellerinde, katır sırtlarında umut taşımışlardı; ölmez de dönerlerse, analarına çiçekli fistan getireceklerdi, bahar kokulu bir elbise, rengârenk düşlerle dokunmuş.

Ama ateş düştüğü yeri yakmaz mı derler? Bu kez öyle olmadı; ateş düştüğü yeri değil, yeri göğü kavurdu, yıldızları kül etti, dağları ağlattı. Gökyüzü ağladı, toprak inledi, rüzgâr ağıtlar taşıdı vadilere. Kürt’ün hanesine yazılan yoksunluktu bu, ekmek parası diye adlandırılan bir lanet; kimliksizlik, kimsesizlik, unutulmuşluğun soğuk gölgesi.

Devlet, devlet-i âliye yakışır bir utançla sustu; utanmadı, yüzleşmedi, vicdanını toprağa gömdü, adaleti karanlığa teslim etti.
Bedenler tanınmaz hale geldi, parçalandı rüzgârda savrulan yapraklar gibi. 1.80 boyundaki oğullar, yiğit delikanlılar, bir poşete sığdırıldı – annelerin yüreğine saplanan hançer, babaların omzuna yüklenen dağ. Roboski, ah Roboski! Resmi adın Uludere olsa da, sen acının ebedi yurdu oldun; sınırın yaralı kalbi, unutulmayan bir yara, kanayan bir şiir.

Her Aralık’ta, her yıldönümünde, o çocuklar geri döner hayallerde; çiçekli fistanlar açar mı bilinmez, ama gözyaşları hiç kurumaz, adaletin özlemi hiç sönmez. Bu hikâye, sadece bir katliam değil; insanlığın utancı, sevginin sessiz çığlığı, umudun inatçı direnişi. Ve biz, hâlâ o ateşi söndürmek için dua ederiz, ama ateş içimizde yanmaya, vicdanlarımızda kor olmaya devam eder…

Benzer Yazılarımız

F X T B in B @